5 Kayıp Abdullah Bey Yalısı

Öne Çıkan Özellikler:

El yapımı, özgün tasarım

Oksit cilalı, ham ve karakterli yüzey dokusu

Özel Akik taşı

Oval kesim taş

Ağırlığı (≈8.42 gr)

Tekil üretim – her parça benzersizdir

Stok kodu: Yok Kategoriler:
Açıklama

The Brothers Jewellery Arşivlerinden Bir Hikâye…

Kapalıçarşı’da bazı objeler satılmaz.

Sadece bir süreliğine el değiştirir.

Kapalıçarşı’da çalışan eski ustalar arasında bununla ilgili eski bir söz vardır:

> “Bazı parçaların sahibi olmaz.

Sadece bir sonraki taşıyıcısı olur.”

Bu yüzük de onlardan biri sayılır.

Hikâye yıllardır Kapalıçarşı’nın duvarlarında, eski taş kutularının ve Osmanlı kalem işlerinin bulunduğu bölümlerde fısıltıyla anlatılır.

Her şey yanan bir Boğaz yalısıyla başlar.

19. yüzyılın sonlarında, Osmanlı’nın en karışık dönemlerinden birinde, Mısır hattında ticaret yapan Abdullah Efendi isminde gizemli bir tüccarın yaşadığı söylenir. Baharat, değerli taşlar, kumaş ve kayıtlara geçmeyen bazı özel emanetler taşırdı.

Kazandığı servetle Boğaz’da eşsiz bir yalı yaptırmaya karar verir.

Fakat mimar bir Osmanlı değil, Fransa’dan gelen genç bir adamdır:

Étienne Vallois.

Neo-barok ve gotik detaylarla çalışan bu mimar, İstanbul’a geldikten sonra şehrin mimarisine takıntılı hâle gelir. Aylar boyunca eski Bizans kalıntılarını, Mısır motiflerini ve Osmanlı bezemelerini inceler.

Sonra Abdullah Efendi için bir yalı tasarlar.

Ama yalının en önemli kısmı bina değil, giriş kapısıdır.

Kapının tam merkezine bugün yüzüğün üzerinde bulunan motif işlenir.

Ne tam bir arma, ne bir Osmanlı motifi, ne de Avrupa işi.

Ortadaki form bazılarına göre kozalaktır.

Bazılarına göre Nil lotusu.

Bazı ustalar ise bunun “koruyucu mühür” olduğunu söyler.

Hatta bazı tarihçiler, bu sembolün yıllar sonra Ana Britannica kapağındaki motiflere ilham verdiğini iddia eder.

Fransız mimarın söylediği son cümle ise yıllarca unutulmaz:

> “Bir ev bazen duvarlarla değil, sembollerle ayakta kalır.”

Fakat yalı tamamlandıktan kısa süre sonra Abdullah Efendi’nin Mısır’dan gelen malları Akdeniz’de kaybolur.

Resmî kayıtlarda “deniz haydutları” yazar.

Ama Kapalıçarşı’da kimse buna inanmaz.

Çünkü birkaç hafta sonra yalı gece yarısı yanar.

Garip olan şudur:

Yangın bütün iç kısmı yok eder.

Ama giriş kapısı ve üzerindeki sembol zarar görmez.

O geceden sonra Abdullah Efendi ortadan kaybolur.

Bazıları Fransa’ya kaçtığını söyler.

Bazıları öldürüldüğünü.

Gerçek hiçbir zaman öğrenilemez.

Yıllar sonra, Paris’te büyüyen oğlu İstanbul’a geri döner.

Yanında sadece üç şey vardır: yanmış bir çizim parçası, eski bir anahtar, ve babasının sürekli tekrar ettiği bir cümle:

> “Evin suretini unutma.”

1928 yılında Kapalıçarşı’da genç bir ustaya gider.

Cebinden eski çizimi çıkarır ve aynı motifi bir yüzüğe işlemek istediğini söyler.

Usta uzun süre çizime bakar.

Sonra sessizce şu cevabı verir:

> “Bu bir süs değil.

Bu bir hatırlatma.”

Ve yüzük yapılır.

O günden sonra yüzük yıllarca kaybolur, yeniden ortaya çıkar, koleksiyon değiştirir.

Fakat ilginç olan şudur:

Yüzüğün geçtiği her yerde bir şekilde eski İstanbul hikâyeleri ortaya çıkar.

Kayıp yapılar, yanmış köşkler, silinmiş aileler, unutulmuş armalar…

Abdullah Bey Mührü yalnızca bir yüzük değil, kaybolmuş bir İstanbul hafızasının sembolü olarak görülür.

Motifin merkezindeki form; bazı ustalara göre koza, bazılarına göre Nil lotusu, bazılarına göre ise koruyucu bir mühürdür. Gücü, dönüşümü ve saklı hafızayı temsil ettiği söylenir.

Yüzüğün bezemelerinde Osmanlı’nın son dönemindeki barok ve rokoko etkileriyle Avrupa’dan gelen neo-klasik çizgiler iç içe geçer. Tıpkı dönemin İstanbul’u gibi…

Doğu ile Batı’nın aynı silüette birleştiği bir çağın izi.

Bu nedenle Abdullah Bey Mührü yalnızca estetik bir obje değil; köklerini, geçmişini ve taşıdığı hafızayı unutmayan insanlar için sessiz bir hatırlatma olarak görülür.

Bazıları bu motifi kaybolmuş Boğaz aristokrasisinin son izlerinden biri sayar.

Bazıları ise üstü kapatılmış bir dönemin, unutulmuş bir kültürün ve silinmiş İstanbul hikâyelerinin sembolü olduğuna inanır.

Ve bazı müşteriler yüzüğü ilk gördüklerinde aynı şeyi söyler:

> “Garip…

Sanki bunu daha önce bir yerde görmüş gibiyim.”

The Brothers Jewellery ise bu yüzüğü yalnızca yeniden üretmedi.

Onu yeniden gün yüzüne çıkardı.

Çünkü unutulmuş bir kültürü, kaybolan bir hafızayı ve geçmişin üzeri örtülmüş hikâyelerini yaşatmanın; ticari değil, vicdani bir sorumluluk olduğuna inanıyor.

Ek bilgi
Beden

6

,

7

,

8

,

9

,

10

,

11

,

12

,

13

,

14

,

15

,

16

,

17

,

18

,

19

,

20

,

21

,

22

,

23

,

24

,

25

,

26

,

27

,

28

,

29

,

30

,

31

,

32

,

33

,

34

,

35

,

36

Ürün Duruşu

Mat Brose

,

Oksit Brose

,

Oksit Cilalı

,

Parlak Cilalı

Değerlendirmeler (0)

Değerlendirmeler

Henüz değerlendirme yapılmadı.

“5 Kayıp Abdullah Bey Yalısı” için yorum yapan ilk kişi siz olun

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ürünün bedeni hakkında bilgi alabilir miyim?

Ürünlerin çoğu 14-20 beden arasında farklı parmaklara takılabilmektedir. Detaylı bilgi için Whatsapp'tan yazabilirsiniz.

Siparişim ne zaman kargoya verilir?

Stoğumuzda olan ürünler 3 iş günü içinde kargoya verilir. Özel üretim ürünler ya da stokta olmayan ürünlerin kargoya verilmesi 10 iş gününü bulabilir.